Kurbağalama

“İri ve kambur vücuduyla kocaman bir virgülü andıran kadın, denizde açıldıkça açıldı, küçücük bir noktaya dönüştü gözlerimizin önünde.” dedi, o gün sahilde piknik yapan bekâr erkek grubunun ağzı laf yaptığı için pek sevilen üyesi, öğretmen kılıklı Niyazi.

Ailesiyle pikniğe gelmiş olan kasap Ali Osman’ın meşhur köfteleri mangalda cızlamaya başlayıp koku bütün sahili sarınca, yarım saat önce domatesli-beyaz peynirli birer yarım ekmek arasıyla karınlarını doyurduğu üç oğlan çocuğunu zapt etmekte zorlanan Aysel ise şöyle anlattı o gün olanları: “Çocuklar denize girecek oldular. Nasıl gideyim peşlerinden? Hangi biriyle ilgileneyim? İki elim kumda. Millet keyfine bakarken ben sıcağın alnında oturmuş, bütün kış “Kulunçlarım da kulunçlarım” diye başımın etini yiyen kayınvalidemi ılık kumlara gömüyorum, la havle vela kuvvete çekerek. Aman çocuklar fazla açılmayın, şu kırmızı dubayı sakın geçmeyin dedim. Biraz sonra denize bakınca bir de ne göreyim? Duba, duba değil mübarek, sanki motorlu! Yerinde durmuyor, uzaklaşıyor ha bire kıyıdan. Sonradan anladık onun duba değil, bizim Akide olduğunu. Anlamasak maazallah bizim çocuklar da gidecekti arkasından…”

Continue reading “Kurbağalama” →

Paul Auster ve J. M. Coetzee’den mektubunuz var!

Posta kutunuz uzun zamandır fatura ve broşürden başka bir şey görmemiş olsa da size hitaben yazılan bir mektup almanın hazzını hatırlarsınız. Ama kabul edin, adınıza gönderilen bir mektubu okumaktan daha büyük bir zevk varsa o da başkasına yazılmış mektubu okumaktır.

Continue reading “Paul Auster ve J. M. Coetzee’den mektubunuz var!” →

Monsieur Lazhar nasıl yazıldı?

Bugün Quebec’te bir ilkokul sınıfındayız. Birisine bakıp çıkacağız. Duvarlar çocukların ellerinden çıktığı belli olan el işleri ve farklı kültürlere ait fotoğraflarla süslü. En arka sırada ince uzun bacakları sıraya zar zor sığan bir adam oturuyor. Kırklı yaşlardaki bu adam, küçük yuvarlak gözlüklerinin ardından etrafa bakıp önündeki deftere not alıyor. Bu adam da kim dersiniz? Öğretmenin performansını değerlendiren bir müfettiş ya da heyecanla atan kalbinin sesinden çocukların gürültü yaptığını bile duymayan stajyer öğretmen değil. Kendisi Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau’nun ta kendisi. Halihazırda cebinde üç uzun metraj filmi olan Falardeau, bir önceki öğretmenleri sınıfta intihar eden öğrencilere öğretmenlik yapan Cezayir göçmeni bir adamın hikayesini anlattığı Monsieur Lazhar filminin senaryosu için araştırma yapmak için burada.

Continue reading “Monsieur Lazhar nasıl yazıldı?” →

İyi bir yol arkadaşı: Cümleten İyi Yolculuklar

Bazı kitapların kaderinde yol arkadaşı olmak vardır. Bu kitapların, bizimle birlikte denizleri, dağları aştıkları da olur, her gün aynı duraklar arasında gidip gelmekte olan bizlere eşlik ettikleri de. Gideceğimiz mesafeye bakmadan yanımızda taşırız onları. Çünkü gün içinde ruhumuzu hafifleten bir kitabın, çantamızda yaptığı ağırlığın lafı olmaz.

Continue reading “İyi bir yol arkadaşı: Cümleten İyi Yolculuklar” →

Kitabın ve Şehrin İçinde: Yeşil Peri Gecesi

Okurken ayakları sabırsızlananlara…

Sayıları az da olsa yürürken kitap okuyan okur-yayalar dolaşıyor şehrin sokaklarında. Bir önlerine, bir de kitaba bakıyorlar adımlarını atarken. Eğer sadece birine bakma şansları varsa genelde tercihlerini ellerindeki kitaptan yana kullanıyorlar. Kırk beş saniyelik kırmızı ışıklarda seviniyorlar. Dünya onları bir süreliğine rahat bırakmış oluyor, onlar da kitaplarına dalıp gitmenin keyfini çıkarıyorlar. Neyse ki karşıdan karşıya geçerken okumaya devam etmek konusunda ısrarcı olmuyorlar. Bu okur-yayaların, kitapları harita gibi kullandıklarından şüpheleniyorum. Adımlarını ellerindeki kitaplar belirliyor olmalı ve gidecekleri yöne karar vermek için ikide bir kitaba bakıyor olmalılar.

Continue reading “Kitabın ve Şehrin İçinde: Yeşil Peri Gecesi” →

Blog at WordPress.com.

Up ↑